Gökhan's profileஐ๑göкнαиPhotosBlogListsMore Tools Help

    Uzun Yolları Da Göze Alabilen Bir Dostluk

    Biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk,
    Arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
    Akşamüstünün bir saatinde,
    Yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
    Omzumuza dolanan bir kolun,
    Başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
    Belimizi kavrayan bir elin,
    Uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında
    Tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor,
    Biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?

    Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
    Kendimizi hep ilerde
    Birgün karşılacağımızı sandığımız bir başkasına
    Bir yenisine ertelerken
    Hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?

    Karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına
    sürerken bir gün
    Geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
    Hayat her zaman cömert davranmaz bize,
    Tersine çoğu kez zalimdir.
    Her zaman aynı fırsatları sunmaz,
    Toyluk zamanlarını ödetir.
    Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların,
    Eskitmeden yıprattığımız dostlukların,
    Savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla
    Yapayalnız kalırız bir gün

    Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
    Ya da olanlar olması gerekenler değildir.
    Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
    Gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...

    Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki
    Olağanüstü anıları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
    Bazılarının gelecekte sandıkları 'Bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
    Hani şu karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarında rastladığımız ,
    Omzumuzun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
    'Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıama çıkar'
    dediğinizdir.

    Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o;
    Boş yere bu sokaklarda aranırsınız...

    Murathan Mungan

    bir dost...

    Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu

    olmalı insanın...

    "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece  yarısı telaşla

    yataktan fırladığında;

    "Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden

    anlamalı... Arka   bahçede varlığını sezdirmeden,

    mütemadiyen dikilen vefalı bir

    ağaç

    gibi köklenmeli hayatında; Sen, her daim onun orada  durduğunu hissetmelisin.

    ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli,

    kovuklarına saklanabilmelisin.

    Kucaklamalı seni güvenli   kolları,

    ...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan

    ruhuna merhem

    olmalı...

    En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp

    gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...

    Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden

    söylemeli,y

    anlış anlaşılmayacağını bilmeli.

    Alkışlandığında değil sadece, asıl  yuhalandığında yanında durup

    koluna girebilmeli.

    Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle

    güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de

    bunun iyilikten olduğunu

    bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.

    Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane

    şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok

    güvenen bir sırdaş...

    Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı

    sezebilmelisin. Ve sen

    ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...

    Böyle bir dostum var benim.

    Pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim,

    yalansız riyasız

    dertleşebildiğim.

    Kuşağımın en iyisiydi hilafsız...

    Beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın
     amansız

    parkurunu... Katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu...

    Ekmeğimizi ve

    acılarımızı bölüştük. Çocuklar doğurduk ,

    büyükler gömdük.

    Sonunda yara bere içinde   oraya buraya savrulduk.

    Buluştuk geçenlerde...

    Bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir
     o kadar

    yorgun: "- N'apıyorsun" diye sordum.

    "- Seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama

    sadece

    seyrediyorum".

    Seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında

    ipi  ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl

    almaz gariplikti.

    İyiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve

    yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var

    mıydı   acaba?

    Okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir

    süre;

    tozlu

    raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...

    Ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken;

    lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına

    boğmuştu bizi...

    Pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız   adamların cenderesinde

    bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze

    gelen  kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.

    Velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.

    Krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi  çocuklarımıza tek
    devredebildiğimiz, çok daha

    ağırlaşmış bir kriz...

    "- İşte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları

    seyrediyorum bir
    kenardan sessizce..."

    İşte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...

    Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip

    gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki   trapezci

    gibi güvenle kenetlenmeli elleri...

    "Parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu   koruyabildik, acıları

    birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...

    Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda

    yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe   benzer bir taşa

    bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:

    "Bunu da  aşacağız!

    İmza: Bir dost!.."

    DOSTLUK

    Adam ve hayattaki tek arkadasi olan köpegi bir kazada birlikte
    ölmüslerdi... Gökyüzüne çiktiktan sonra bembeyaz bulutlarin
    arasinda dolasmaya basladilar... Adam çok susamisti... Biraz su
    bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini
    muhtesem bir manzaranin karsisinda buldular.. Rengarenk
    çiçeklerle
    süslü bir bahçe, altindan yapilmis bir bahçe kapisi ve
    onlari
    karsilayan beyazlar içinde bir kadin... Adam köpegi ile birlikte
    kadina yaklasti ve sordu:"Affedersiniz... Burasi neresi?''
    Kadin ona gülümsedi:"Burasi Cennet, efendim".
    Adam bunun üzerine sevinçle "Harika...!!!" dedi.
    "Peki bana biraz su verebilir misiniz? Gerçekten çok
    susadim".
    Kadin cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin... içeride
    dilediginiz kadar su bulabilirsiniz....."
    Böylece adam köpegine döndü, "Hadi oglum içeri giriyoruz"
    diyerek kapiya yürüdü... ama kadin onu birden durdurdu:
    "Üzgünüm efendim, köpeginiz sizinle gelemez... hayvanlari içeri
    almiyoruz..."
    Bunun üzerine adam bir an durdu, düsündü ve geri dönüp
    köpegiyle
    birlikte geldikleri yolun tam tersi yönünde yürümeye
    koyuldular.
    Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda
    buldular ve yolun sonunda karsilarina çiftlik girisini andiran
    bir kapiyla yirtik pirtik elbiseli bir dede çikti...
    Adam sordu:"Affedersiniz.... bana biraz su verebilir misiniz??"
    Dede "içeri gel" dedi... "kapidan girdikten sonra sag
    tarafta bir çesme var..."
    Adam sordu: "Peki arkadasim da benimle gelip oradan içebilir mi?"
    Dede " Tabii..." dedi. "çesmenin yaninda köpeginin de su
    içebilecegi bir kase bulacaksin..."
    Bunun üzerine adam kapidan girdi... biraz yürüdükten sonra sag
    tarafta çesmeyi buldu... Adam çesmeden köpek de oraciktaki
    kaseden
    doya doya içerek susuzluklarini giderdiler....
    Derken adam geri giderek giriste bekleyen dedeye sordu:
    "Su için çok tesekkür ederim... Peki burasi neresi..?"
    Dede "Burasi cennet" dedi. Bunu duyan adam sasirdi:
    "Ama nasil olur...? az önce burasi gibi kirik dökük olmayan
    muhtesem bir yere gittik ve orasinin da Cennet oldugunu
    söylediler..."
    Dede "su rengarenk çiçeklerle süslü altin kapili yer
    mi?"dedi...
    " ama orasi Cehennem.."Adam iyice sasirmisti: "Peki ama orasi
    sizin
    adinizi kullanarak insanlari kandiriyor di ye hiç kizmiyor
    musunuz..??"
    Dede gülümsedi: "Kizmiyoruz...çünkü onlar kendi çikari için
    en iyi
    arkadasini yari yolda birakanlari Cennet'ten uzak tutuyorlar...."
    Dostlarinizi yari yolda Birakmayin. Bir dostun derdine herkes
    üzülebilir, bu çok kolaydir. Bir dostun basarisina sevinebilmek
    ise
    saglam bir karakter gerektirir..

    gerçek dostluk

    Çok samimi iki dost ve arkadaslardi. Fakat bir tanesi çok kurnaz , atilgan
    ve hareketli, digeri ise çok saf , dürüst ve sessizdi.

    Bir gün kurnaz olan arkadas , diger arkadasin yanina giderek islerinin
    bozuldugunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç
    kirmaz
    ve elindeki bütün parayi arkadasina verir.

    Arkadasi bu parayla islerini düzeltir.

    Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadasinin yanina gider ve arkadasinin evlenmek üzere oldugu nisanlisini çok begendigini ve kendisine vermesini ister.

    Arkadasi çok sasirir, ne diyecegini bilemez.

    Fakat aralarinda o kadar kuvvetli bir sevgi vardir ki arkadasina hayir diyemez, nisanlisini arkadasina verir.

    Zaman içinde Saf olanin isleri bozulur

    ve birden arkadasi aklina gelir...

    (ben ona sikistiginda iyilik yapmistim diyerek) arkadasinin is yerine gider ve kendisine çalismasi için is vermesini ister.

    Arkadasi ona is vermez. Bizimki pismanlik ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadasina kizamaz.

    Bir gün sokakta dolasirken yanina hasta ve yasli bir adam yaklasir Fakir oldugu için ilaç alamadagini söyler.

    Bizimki yasli adamcagiza acir, istedigi ilaçlari alir ve adamcagiza verir.

    Kisa bir süre sonra yasli adamin öldügünü duyar

    Yasli adam çok zengindir ve bütün mirasini kendisine birakmistir.

    Saf adam artik zengindir.

    Biraz da sevdigi dostuna olan
    kirginligiyla dostunun is yerinin karsisinda bir ev
    alir ve oraya yerlesir.

    Bir gün evinin kapisini dilenci bir kadin çalar. Yasli kadin çok aç oldugunu, kendisine yemek vermesini ister.

    Bizim saf hiç düsünmeden kadini içeri alir karnini doyurur,

    Kimsesi olmadigini ögrendigi kadina ; Kendisinin de yanliz oldugunu söyler ve bu evde birlikte yasiyalim sen evin islerini ve yemekleri yaparsin der, yasli kadin hiç düsünmeden kabul eder.

    Bir süre sonra yasli kadin bizimkine, kendine uygun bir kiz bulup evlenmesini söyler,

    Bizimki böyle bir kizi nasil ulaşacagini, kendisinin tanidigi olmadigini söyler.

    Yasli kadin ona uygun bir kiz tanidigini ve kendisiyle görüstürebilecegini söyler.

    Görüsmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve dügün davetiyeleri basilir.

    Bizimkisi kirgin oldugu halde çok samimi dostunu yinede unutamamistir ... Biraz da geldigi konumu görmesi açisindan samimi arkadasina da davetiye gönderir

    Dügün günü gelir çatar . Saf adam dügün salonunda bir seyler söylemek istegiyle mikrafonu alir ve baslar yasadiklarini anlatmaya ;

    Eskiden çok sevdigim bir dostum vardi . Bir gün isleri bozulunca benden
    borç para istedi elimdeki bütün parayi verdim. Evlenmek üzere oldugum nisanlimi çok begendigini söyleyerek benden istedi.

    Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim.

    Islerim bozuldugunda onun fabrikasina gittim ve çalismak için kendisinden is istedim. Bana is vermedi.

    Çok üzüldüm, ama yinede arkadasima kizmiyorum Çünkü biz gerçek dosttuk.

    Bu konusma üzerine kurnaz olan arkadasi daha fazla dayanamaz mikrafonu
    eline alir ve baslar konusmaya;

    Benim de bir zamanlar çok sevdigim bir dostum vardi. Islerim bozuldugunda kendisinden para istedim, bütün parasini bana verdi. Sonra ondan nisanlisini istedim, üzülerek
    nisanlisini da verdi .

    Nisanlisini istememin nedeni o kadinin arkadasima layik olmamasiydi . 

    (Hayat kadiniydi ) Kendisi çok saf oldugu için arkadasimi o kadindan bu sekilde kurtardim.

    Isleri bozuldugunda gelip benden is istedi,

    Arkadasimi kendi emrimde çalistiramazdim, o yüzden is vermedim

    Günün birinde karsilastigi yasli adam benim babamdi.

    Babam ölmek üzereydi, onu arkadasimin yanina ben gönderdim ve mirasini ona ben biraktirdim.

    Evine gelen dilenci kadin benim annemdi

    Ona bakip iyi yasamasini saglamak için gönderdim.

    Su anda evlenmekte oldugu kisi de benim kiz kardesim.

    Onu arkadasimla evlenmesine ben ikna ettim

    Herşey senin içindi...


    İnsan dostu için yaptıklarını mecbur kalmadıkça açıklamaz.. 
    Tüm yakınlık duyduklarınıza birde bu gözle bakın...
    Siz farketmeden sizin için kimbilir neler yaptılar. [sadece sizin için]

    bencil

    Dünya hayatında hep kötülük işleyen bir adamı ölünce
    cehennem kapısında bir melek karşıladı. Melek adama
    şöyle seslendi: "Hayatta iken tek bir gün bile birisine
    iyilik yaptıysan buraya girmeyeceksin. "
    Günahkar adam uzun süre düşündükten sonra,
    bir keresinde ormanda gördüğü örümceği hatırladı.
    Balta girmemiş ormanda yürürken önüne
    bir örümcek ağı çıkmıştı. Adam ağı bozmamak
    ve örümceği ezmemek için o gün yolunu değiştirmişti.
    Heyecan içinde o günü meleğe anlattı.
    Melek adama gülümsedi ve ardından elini şaklattı.
    Gökten bir örümcek ağı inmişti.
    Adam bu ağa tutunarak cennete girebilecekti.
    Adam neşe içinde ağa tırmanırken cehennemden bazıları da
    bu ağa tutunarak cennete gitmeye çalıştılar.
    Ama adam ağın o kadar çok insanı taşımayacağından
    korkarak onları itmeye başladı.
    Tam o sırada ağ gerçekten koptu ve diğerleri ile
    birlikte adam da cehenneme düştü.
    "Yazık" dedi melek.
    "Bencilliğin, hayatında işlediğin tek iyiyi de kötülüğe döndürdü.
    O insanlara şefkat gösterebilseydin eğer,
    ağın herkesi taşıyabileceğini de görecektin."

    .

     

    Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...

         "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; 

         "Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... 

         Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. 

         Kucaklamalı seni güvenli kolları,

         ...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...

         En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp
    gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...  
         Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.

         Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.

         Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki
    ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin. 
         Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...

         Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...

         Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.

         Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...